İçler Dışlar Çarpımı

Dur şimdi kafamdaki milyon tane tilkiyi önüme yatırıp bir masal anlatabilirsem, birazdan anlatmak istediğimi de anlatabileceğim. Ama önce çakallıklarından ziyade başıboşluk ve avarelik üzerine ihtisas yapmış düşüncelerimi uyutmak için saçma bir giriş yazmam gerekiyordu. Böylece hepsi toplanmış dikkatle gözlerimden dışarı sayfaya kitleniyordu. Güzel;

Diyorum ki içler dışlar çarpımı yapmaktan beynim şişti yine bugünlerde.. İçim birşey söylüyor, dışım başka birşey yapıyor, ben bunları görüyor, birbirine çarpıyor, bölüyor, toplamda başağrısıyla karışık orta şiddetli anksiyete ile günlerimi geçiriyorum. Şimdi içimin dışımın ne dediği ne yaptığı örneklerini veremeyeceğim çünkü bigün biri öbür gün diğeri herşeyin tam tersini yapmaya meğilli. Ne ara karıştık yine Ayşegül?

Bugün çay bahçesinde lakırdarken çok sevdiğim biriyle dedik ki; yahu neden hala ve hala ve hala, baktığında küçük ölçekli hayatımızda herşey şükür edilecek kıvamda iken, bir kedi nankörlüğüyle oturuyor ciğerimizin üstüne ağırlık… Kimi gün güneşten sıcak ışıklar yayarken etrafımıza, öteki gün ortada fol yok yumurta yok bir bakmışız herşey aşırı manalı bir şekilde manasız… Bunlar tabii hep benim betimlemeler, ismi geçmeyen arkadaşımın hissiyatı karşısındaki benin anladığı kadar olabilir ancak. O yüzden her hikayemde herkesi ifşa etsem de, bugün yapmadım J

Yazdığım bu üç paragrafı da kafayı vermeden anlayamıyorsan doğru yerdeyim. Çünkü ben de anlayamıyorum.

Neyse, bu halden hale geçişleri bir kaç açıklamayla değerlendirdik:

  • Ne kadar yoga yapsak, meditasyon yapsak, azıcık dikkatle o anın kabullerinde olsak da, içeriden gizliden, o eski sadık alışkanlık, depresif ve tembel ve boşvermiş ve az da olsa drama queen –ya da çok- kendini kurban edilmiş olarak kutsayan hallerimiz pörtleyiveriyor. Bunu görüp oradan hareketle yeni bir an’a geçmek de bir nevi yoga, eskiye nazaran bir nevi aşama… Ama bu açıklama yine bir kendine yüklenme, yine bir kurban döngüsü, yine bir depresyon şelalesi… Geçelim;
  • Küçük ölçekli yaşamlarımızdaki mutluluk, büyük resmin getirdiği huzursuzluk altında kalıveriyor olabilir- ki bu da ne kadar normal. Bırak ülkeyi dünyanın dört bir yanı duman, sarıyor olabilir ciğerimizi aniden.. Geçen gün yine bir haber okuyup kararmışken annemin “amaan çocuklar, artık tek yapabileceğimiz anı yaşamak, boşverin” dediği noktada nefes aldım yeniden.
  • Ve bu durumla ilgili en çok hoşumuza giden açıklamamız; böyle sıkışıklıklar, depresiflikler yaşamıyor olsak, belki de bize iyi gelen o yoga, meditasyon herneyse yapmaya gereğimiz kalmaz ve bu yolda öğrenmek üzere olduğumuz pek çok şeyden mahrum kalırız. Yani; hava balonunu uçuranın hava değil ateş olması gibi… Bir duygu öbür duygunun desteği…

 

Velhasıl böyle gelgitli ve saçlar olabildiğine karışık ve lüleli, dolanıyorken bir orada bir burada, ay yaz da kurtul dedim kendime. Hem üzerine düşünmeyi seviyor, bunları konuşmayı ve paylaşmayı, bir aradayken özelde ya da genelde kafa patlatmaya bayılıyorken… yalnız ve sessizlikte, tam da uyumadan önce, üşüşüveren tilkiler, sizi yazıma mühürledim, hadi bana iyi geceler!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s