İpsellik üzerine

İnsanlar arasında ve hatta canlılar arasında ve hatta çok sevdiğimiz eşyalar bile buna dahil olabilir, görünmez ipler var. Mesafelerin, zamansal farklılıkların, mekansal yoklukların ötesinde, varolan bu ipler, varlar. Ben de gecenin ikisinde oturmuş düşünüyorum. İpleri ve bize ettiklerini… Bu gözle görülmez elle tutulmaz iplerin varlığını yokmuşçasına, unutarak, bencilce içselleştirerek, zihnin kapıları arasında dolandırarak, bulandırarak, kördüğüm…

Reverans for fok

Oh be ya… bi silkelendik.. bi bahar geldi… Nasılız millet; peribacalarının oralardan sabahın köründe havalanan balonlar renkli renkli, güneşin her sabah hiç bıkmadan yeniden oluşmaya çalışan renklerine karışarak… Nasılız millet… çok ağlayıp annesinden tokat yemiş ama sonrasında yine annesinin kucağında sevgisini duya duya uykuya dalan bir çocuk… ben nasılımsınız millet… etrafı yeniden bitsin diye yakılan…

21.yyda sinema ve bıdıbıdılar

Yılbaşından beri yeni yazı yazmadığıma inanamıyorum sayın blog.. o günden bu güne kaşlarımın arasındaki iki çizgi dörtledi. Okeye dönüyorlar yayıldılar çarşaf gibi alnıma. Perde arkasında ise, alnımın gerisinde yani, kaldıysa bir beynim, nöronlar savaşta… ışın kılıçları kol geziyor, mavili kırmızılı neonlar… cızzzt pızzt sesleri… megafondan konuşan kimi korkunç karakterler… Her yere sümüksü sıvılar döken uzun…

satürün ve saz arkadaşları

2017’nin son günü, ve sıfır sıfır iki nokta üst üste sıfır sıfır’ın son kez yediye tahammül edeceği bu gece, uyuttum evdeki herkesi ve açtım biramı. Yudum yudum içerken -adını telaffuz edemeyeceğim ama ne güzel ki yazabileceğim- weihenstephaner’ı, ha a he e ha a he e heye yeyeye yeyeyaaaa çığlııuk çığıluaaaa diye bağırıyor birsen tezer. bir…

mavi ayaz

Kaloriferin tiktakları, asfalt betondan geçen arabaların uğultuları, pencerenin demir parmaklıklarına her rüzgarla çarpan dallar ve uykuya dalmadan önce en gıcık tonuyla iki üç kere öten adını bilmediğim kuş… karanlık odamın orkestrası… kendilerine arka fonda yetişmeye çalışan kulağımın çınlamaları.. hepsi birden asla katlanamadığım aritmik bir müzik yapıyor şu an. Ellerimi yüzüme götürüp bütün gün evden çıkmayarak…

Rusyaya gitmek istemeye izin vermek

Kesin gezegenlere birşeyler oluyor. Böyle tatlı bir tempo yaşamayalı kaç zaman oldu acaba, bir fikirden bir fikire koşan zihnim bir yerden bir yere koşturan adımlara dönüştü. Gözümün önünde somut nesnelere dönüşen hayallerim ile koyuyorum başımı yastığa. Sırtım kaşınıyor arada, sanırım kanatlanıyorum. Bir heyecan bir coşku… Öyle ki gezegenlere ne oluyor yahu diye düşünürken buldum kendimi….

Bir Başka Keşif

Hiç lafı dolandırmadan, bugünün meditasyon günlükleri dersinde kağıda dökülenler, ve seneler sonra yazmanın meditasyona olan güzellemesini keşfediş; “Yine ve her zamanki gibi, aklımı şu anda, şu farkındalıkta tutmanın ne derece zor olduğunu gördüğüm bir gün daha yaşadım. odağımı getirsem burnumun ucuna, saliselik zaman diliminde kayıyor başka yerlere ve farkediyorum. Aslında belki de esas olan ‘bu…

Çemkirik felsefe 

Aslında problem insanın adaptasyon yeteneği. Ve bu yeteneğin farkında bile olmayışında.  Nasıl bir giriş bu derseniz işte cümleler böyle bir anda geliyor beynime ve sonrasında ne demek istediğimi kendime açıklarken buluyorum kendimi. Ne demek istediğimi biliyorum aslında ama işte adapte olamıyorum..  Yani evin içinde çıplak ayak ve pijamalı dolanıyorken aniden beni rahatsız eden birşeyin farkına…

Bir sürelik.. böyle iyi..

Ah içimdeki mürekkepler artık çıkacak yol bulamayıp sonunda dilime döküldü sevgili okuyan. Ben yazan kişi, yazmayınca uzun süre, o dilim bir kara bir siyah bir ispirto ki sorma gitsin. Yanıma ateşinizle yaklaşmayınız, tehlikeli ve yanıcı maddeyim! Yalnız, İstanbul sen beni nasıl yeniden huzura kavuşturdun bir söyle bakayım. Ben ki Altınoluk’un dağlarla çevrili mis gibi zeytin…

Yol dal kuş

Dar ve yorgun bir yol Üzerimde yürüme diyor Bir sapak bulana kadar parmak ucu parmak ucu parmak ucu parmak Artık Uçlarım acıyor Çok geçtiniz  çok yüklü ve ağır. Yolun kenarında tek bir dalı kalmış uzunca bir kütük Bana tutunma diyor Dinlenecek tek gölgelik Kendi karanlığımdan doğuyor Çok kestiniz  Çok derin ve hunhar.  Pençesini uzatacak bir…

Kafam güzel değil, hayat güzel

Şimdi benim, zamanında Amelie Poulain’a bağlamış olmamın bir nedeni vardı. Lise aşkıma geçtiğim yollardan papatya toplar, gizlice kapısının önüne bırakırdım, ya da isminin harflerinin yerini değiştirir, öyküler yazar, paspasın altına saklardım. Ya annem bulsaydı diye azarı yediğim olurdu. Hey gidi Ser Bey, sonsuz sevgiler olsun sana… İnsanları mutlu etmek için türlü sebepler yaratırdım, bundan keyif…

İçimin melankolik ormanı

Ormanın ruhları belki küçük ayaklarını yere vura vura bir çağrıda bulunuyordur. Ve biz duymuyoruzdur Nehrin balıkları en yükseğe fırlayarak göstermeye çalışıyordur yolu. Bizim başımız eğik Dolunayın karartısı bir işaret veriyordur belki. Ama biz ışığa tutkun Patika boyunca gece karanlıkta yürüyorum işte şimdi. Bir kuşun çığlığı yankılanıyor sessizlikte. İleride bir tepe uyukluyor heybetiyle. Horultusundan minik bir…