Neptünyen Farkındalıklar

Benim kalbim soğudu mu soğuyor arkadaş. Sanki Hindistan’ın sıcaktan nefes alınmaz sokaklarında senelerce yaşamışım da  birden kutupların en yaman hava şartlarına geçiş yapıyormuşum gibi. Şartların çetinliğinden taş kesiyor ellerim, pul pul döküyor içim, gereksiz hiçbir harekete gereksiz hiç bir söze yer kalmayan değişik bir otoimmün sisteme dönüyorum. Farkındalıkların en büyüğünü yaşıyorum birden. Eskiden o asfalt…

Uçurtmayı Vurmasınlar

Geçen gece saat ikide denk geldiğim film; Uçurtmayı vurmasınlar! Tam uyumak üzereyken, kumandanın kırmızı kapama tuşuna basacak, ayaklarımı ağır ağır koltuktan yere kaydıracak, daha yatağa varmadan koridor boyunca mırlaya uğuldaya kendimi uykuya salacak ve tüm günün ardından artık ölüvermiş sinir hücrelerimi yastığa gömecek iken- ne güzel ne mis uykudur yorgunluk uykusu… ne geçmiş gölgeleri basar…

vargı

O kadar kolay olmamalı di mi, Altın tozuna bulanmış bir gökyüzü altında kırmızı ayakkabılarla dans eden sen. Kimsenin değil de ruh gözünün seni izlediği Sanki adımlarının yere değil havaya bastığı O hafiflik O mükemmellik O kadar kolay olmamalı Öyle diyorsun ama senin için uçuyor Öyle diyorsun ama biliyorsun ki herşey olacağına varıyor Ne kelimeler ne…

Çocuklara ya da çocuklara

Bi yerlerde hiç kımıldamayan bir rüzgar görürseniz büyük ihtimalle adı Tufi’dir!  Çünkü Tufi hiç mi hiç KIMILDAMAZ!  …………….  Herkes bu nedenle ona çok şaşırır!  Ve hatta bazıları ona çok kızar!! ………..  Sokakta yürüyen bir adam:  “Hey sen! Şapkamı uçursana hadi, ne bakıyorsun?” diye bağırır.  Tufi kıpırdamaz!  ……..  Ertesi gün yorgun bir arı:  “Senin gibiler yüzünden…

Masal oyunu

Masallardan hep bi uzak durdum ben. Okuyamazdım sıkılırdım kızardım. Masalsı birşeyler yazmayı sevmezdim. Çünkü zaten hayata bakışımda masal öğeleri vardı. Benim gerçek hayatımda kediler benle konuşur, yukarılara uçar tepelerde dolanabilirdim. Bunların masal çerçevesi içinde ayrıştırılması hoşuma gitmezdi. Bak bunlar gerçek bunlar masal der gibi. Hayır efendim hepsi bir! isyanı. Ve sonra Damla’yla tanıştım. Hocam bir…

Şimdi

Vay vay vay efendim. Açtım blogu ve yazıyorum. Dört ay olmuş içimi dışıma saçmayalı. Maruz bırakmayalı türlü serzenişle sizleri. Ki hiçbir vakit tam olarak söylenmem aslında hayata, içinde muhakkak bir sevgi pıtırcığı, bir huzur baloncuğu, patlak verecek herhangi bir coşkunluk barınır laflarımın. Ama bu sefer, hakkaten, hiç mi hiç söylenmeye niyetim yok. Mutluyum yahu. Adına…

İpsellik üzerine

İnsanlar arasında ve hatta canlılar arasında ve hatta çok sevdiğimiz eşyalar bile buna dahil olabilir, görünmez ipler var. Mesafelerin, zamansal farklılıkların, mekansal yoklukların ötesinde, varolan bu ipler, varlar. Ben de gecenin ikisinde oturmuş düşünüyorum. İpleri ve bize ettiklerini… Bu gözle görülmez elle tutulmaz iplerin varlığını yokmuşçasına, unutarak, bencilce içselleştirerek, zihnin kapıları arasında dolandırarak, bulandırarak, kördüğüm…

Reverans for fok

Oh be ya… bi silkelendik.. bi bahar geldi… Nasılız millet; peribacalarının oralardan sabahın köründe havalanan balonlar renkli renkli, güneşin her sabah hiç bıkmadan yeniden oluşmaya çalışan renklerine karışarak… Nasılız millet… çok ağlayıp annesinden tokat yemiş ama sonrasında yine annesinin kucağında sevgisini duya duya uykuya dalan bir çocuk… ben nasılımsınız millet… etrafı yeniden bitsin diye yakılan…

21.yyda sinema ve bıdıbıdılar

Yılbaşından beri yeni yazı yazmadığıma inanamıyorum sayın blog.. o günden bu güne kaşlarımın arasındaki iki çizgi dörtledi. Okeye dönüyorlar yayıldılar çarşaf gibi alnıma. Perde arkasında ise, alnımın gerisinde yani, kaldıysa bir beynim, nöronlar savaşta… ışın kılıçları kol geziyor, mavili kırmızılı neonlar… cızzzt pızzt sesleri… megafondan konuşan kimi korkunç karakterler… Her yere sümüksü sıvılar döken uzun…

satürün ve saz arkadaşları

2017’nin son günü, ve sıfır sıfır iki nokta üst üste sıfır sıfır’ın son kez yediye tahammül edeceği bu gece, uyuttum evdeki herkesi ve açtım biramı. Yudum yudum içerken -adını telaffuz edemeyeceğim ama ne güzel ki yazabileceğim- weihenstephaner’ı, ha a he e ha a he e heye yeyeye yeyeyaaaa çığlııuk çığıluaaaa diye bağırıyor birsen tezer. bir…

mavi ayaz

Kaloriferin tiktakları, asfalt betondan geçen arabaların uğultuları, pencerenin demir parmaklıklarına her rüzgarla çarpan dallar ve uykuya dalmadan önce en gıcık tonuyla iki üç kere öten adını bilmediğim kuş… karanlık odamın orkestrası… kendilerine arka fonda yetişmeye çalışan kulağımın çınlamaları.. hepsi birden asla katlanamadığım aritmik bir müzik yapıyor şu an. Ellerimi yüzüme götürüp bütün gün evden çıkmayarak…

Rusyaya gitmek istemeye izin vermek

Kesin gezegenlere birşeyler oluyor. Böyle tatlı bir tempo yaşamayalı kaç zaman oldu acaba, bir fikirden bir fikire koşan zihnim bir yerden bir yere koşturan adımlara dönüştü. Gözümün önünde somut nesnelere dönüşen hayallerim ile koyuyorum başımı yastığa. Sırtım kaşınıyor arada, sanırım kanatlanıyorum. Bir heyecan bir coşku… Öyle ki gezegenlere ne oluyor yahu diye düşünürken buldum kendimi….